Eski Türk uygarlığının kalıntıları arasında bulgularına rastlanan ve Orta Asya mirasının ‘Kuyudaki Hanım’ın iskelet kalıntıları, 4.000 yıl öncesine kadar uzun mesafeli göçlerin başladığını ortaya koymaktadır.
Türkiye’de antik bir kentte yaşanan şiddetli ve trajik bir ölümden sonra bir kuyunun dibinde bulunan Orta Asyalı bir kadının iskeleti, insanlık tarihinin önemli bir döneminde bilim insanlarının nüfus hareketlerini anlamalarında yardımcı oluyor.
‘Kuyudaki Kadın‘ lakaplı kemikleri, 7 bin 500 ila 3 bin yıl önce Türkiye’den İran’a uzanan bir uygarlık bölgesinde yaşayan, farklı yerlerde bulunan 110 iskelet kalıntısı arasında yer alıyor.
Kalıntıların genom çapındaki verilerini analiz ettikten sonra ekip, Anadolu ve günümüz Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’a kabaca karşılık gelen Güney Kafkasya’daki popülasyonların yaklaşık 8.500 yıl önce genetik olarak karışmaya başladığını ve bunun sonucunda da giderek tüm bölgeye yayılan belirgin bir karışıma yol açıldığını keşfetti.
Ancak, ‘Kuyudaki Kadın’ yaklaşık 4.000 yıl önce geç Tunç Çağı’nda bireysel düzeyde uzun mesafe göçleri olduğunun kanıtı olarak gösterildi, uzmanlar ya o ya da ataları Orta Asya’dan Akdeniz Kıyısı’na kadar göç ettikleri konusunda hem fikirler.
Çalışma, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’daki uluslararası bilim adamlarından oluşan bir ekip tarafından, Max Planck İnsan Tarihi Bilimi Enstitüsü Arkeogenetik bölümü tarafından yürütüldü.
Ekip, Anadolu, Kuzey Levant ve Güney Kafkasya’daki arkeolojik alanlarda ortaya çıkarılan 110 kişinin iskelet kalıntılarını analiz etti ve iki etkili genetik olay ortaya çıkardı.
Anadolu ve Güney Kafkasya’daki popülasyonlar yaklaşık 8.5000 yıl önce genetik olarak karışmaya başladı. Bu olay yavaş yavaş tüm ulus ayılmaya başladı nüfusa yeni genetik soyların getirilmesi yol açtı.
Uzmanların ‘genetik biyoloji’ olarak adlandırdığı bu kademeli değişim, bin yıl sonra Orta-Kuzey’den Doğu Anadolu’ya yayılan Anadolu popülasyonlarında gözlendi.
‘Yazarlar, genetik sürekliliğin sıklıkla yaptığı gibi, sabit popülasyonları belirtmek yerine, genetik bilgilerin Kuzey ve Orta Anadolu’dan Güney’e yayıldığını savunuyorlar’
Ekip, Karadeniz ve Hazar Denizi’nden uzanan Kafkas dağları ile İran, Irak ve Türkiye’nin güneydoğusunda uzun bir menzile sahip Zagros Dağlarının, Anadolu’da devam eden bir genetik erime potasının insan hareketliliğinin ve gelişimini gösterdiğini öne sürüyor.
Max Planck Eş Yöneticisi ve çalışmanın üst düzey yazarı Johannes Krause, şunları ekliyor: ‘Homojenleşme ve bu geniş kapsamlı girdap, Batı Asya içindeki eski insanların biyolojik olarak artan bağlılıkları ve gelişmekte olan sosyokültürel gelişmelerin arkeolojik bulgularda da karışımının görünür hale geldiğini gösteriyor.’
Anadolu’da meydana gelen kademeli değişimlerin aksine, Kuzey Levant bölgesinde ise yeni nüfusların oluşumu başlamıştır.
Araştırmanın baş yazarı Eirini Skourtanioti şunları söyledi: ‘Bugünkü Türkiye’nin güneyi ve Kuzey Suriye’deki Alalakh ve Ebla antik kentlerinden gelen Tunç Çağı popülasyonlarının genetik yapısının aynı bölgeden önceki popülasyonlardan farklı olduğunu bulduk.’
Dış gruplardan gelen etkilere işaret eden ince genetik değişiklikler tespit ettik.
Ekip, tüm popülasyonların uzun vadeli geçişlerinin yanı sıra, bireylerin uzun mesafeli hareketlerinin kanıtLarını da ortaya çıkardı ve Türkiye’nin güneyindeki Alalakh bölgesini araştırırken, genetik yapısı Orta Asya’daki Tunç Çağı popülasyonlarına benzeyen ‘kuyudaki kadını’ı buldu.
DNA’sı Orta Asya’da bir yerden geldiğini gösteriyor.
Analizde ayrıca öldüğünde 40 ila 45 yaşlarında olduğu ve muhtemelen M.Ö. 1625 ile M.Ö. 1511 yılları arasında olduğu ileri sürüldü. Araştırmacılar, iskeletinde bulunan çoklu yaralanmalar nedeniyle şiddetli bir ölüm yaşadığını biliyorlar.
Philipp Stockhammer, MHAAM eş direktörü ve çalışmanın başka bir üst düzey yazarı, şöyle dedi: ‘Ben kuyudaki bayanın sonuçları hayran olmakla birlikte çok şaşkınım. Bu kadar büyük mesafelerde bireysel kadın hareketliliği için de bakış açımızı değiştiriyor. Edebi kaynaklardan biliyoruz ki kadınlar bu süre zarfında Batı Asya’yı çok sık evlilik partneri olarak gezdiler.’
Ancak, Orta Asya kökenli bu kadının hikayesi bir muamma olarak kalacaktır.
Kuyudaki kadın, bilim adamlarının analitik araçlar kullanılarak ortaya çıkarılamadığını bildikleri birçok soruyu gündeme getirdi. Bu kadının Orta Asya’daki evinden Kuzey Levant’a nasıl taşındığını merak ediyorlar.
Evinden mi sürüldü? Ölümü kaza mıydı ? yoksa kadın öldürüldü mü?





























