Savaş, büyük yıkımlar getiren, canlar yakan, egonun, menfaatin, kibrin ve çekememezliğin basit hesaplarının hikayesidir. Savaş sorunsalı; arkaik ilkel toplumlardan, komünal tarım toplumuna, sömürgeci toplumlardan, sanayi toplumlarına, modern dünyanın inşasından günümüze kadar gelen en ciddi sorunların başında gelir.
Savaş, yaşatma mücadelesinden çok yok etme sistematiği üzerine kurulu bir anlayış içermesinden dolayı insanlığın baş sorunsalıdır. Her savaş bir gözyaşı, ölümün mevsimi, acı dolu bir travma, korku ve benliğe sıkılmış nefret kurşunudur.

Kolonicilik, sömürgecilik, emperyalizm, kapitalizm ve uluslararası şirketler insanlığı küçük insancıklara köleleştiren bilindik kavramlardır. Milliyetçilik, mezhep, cinsiyet, akımlar ve ırk kavramları ise insanı insana kırdıran yükselen anlayışlardır. Artan terör faaliyetleri, sapkın tarikatlar ve bitmek bilmeyen savaşlar niçin? Barışı önemseyen, insanca yaşamak isteyen her bir bireyin sorduğu elzem sorudur. Bu sorunun cevabı Karl Marx’ın ifade ettiği gibi sermaye sahiplerinin daha fazla büyümesinde gizlidir.
Savaştan nemalanan silah tacirleri, kaostan beslenen emperyalist devletler ve yıkımlar üzerinden yükselen uluslararası şirketler olduğu müddetçe barış kalıcı olamaz. Sermaye ihracı, ham madde ve Pazar arayışı savaşı perde gerisindeki temel sebebidir. Uygar yaşamın gereklerini benimseyip içselleştiren toplumlarda uzlaşı-tahammül kültürü gelişir.

Kolay olandır “savaş” çünkü küçük gruplar sadece bu duruma sevinirken insanlık için çok ağır kayıpları ve acı sonuçları vardır. Zor olandır “barış” çünkü kazanan büyük insanlık, kaybeden sadece kötülük…
Dostluk varken, ne diye düşmanlık!
Barış varken, ne diye savaş!
Umut varken, ne diye korku!
İnsanlık varken, ne diye yıkım!
Yaşatma varken, ne diye katliam!
Az kazanmak varken, ne diye servet!
Varlık varken, ne diye yoklukta körelmek!
Paylaşım varken, ne diye israf!.!
Kendine insanım diyen her bir kimsenin temel sorunudur savaş, muhtaç olduğu yegane temel tutumu ise “barış”…


























