Giriş
Tasavvuf, insanın hakikatle yüzleşmesini; başkasını suçlamadan önce kendi nefsini sorgulamasını esas alan bir irfan yoludur. Veysel Şahin’in (Lâmekani) “Kıyılan Biz ve Kıyan Biziz” adlı şiiri, bu geleneğin özlü ve sarsıcı bir ifadesi olarak karşımıza çıkar. Şiir, zulmü dışsal aktörlerde değil; insanın kendi nefsinde, ahlâkî zaaflarında ve tarih boyunca tekrar eden iktidar tutkularında arar. Bu yönüyle metin, hem bireysel hem de kolektif bir muhasebeye çağrıdır.
1. Hakikat, Kitap ve Amel Arasındaki Kopuş
Hakk birdir kitap hak.
Vicdansız amele bak.
Tasavvuf geleneğinde Hak tektir ve hakikatin ölçüsü ilahî kelâmdır. Ancak şiir, kitabın hak olmasına rağmen amelin vicdansızlaşabildiğini vurgular. Bu, sûfîlerin sıkça dile getirdiği “ilim–amel ayrılığı” problemine işaret eder. Bilginin kalbe inmemesi, ahlâka dönüşmemesi, dini şekle indirger. Böylece hakikat elde değil, dilde kalır.
2. Nefs-i Emmâre ve Fail Olarak İnsan
Nefs-i emmâreye uyarak.
Kıyılan biz, kıyan biziz.
Kur’ân’da nefs-i emmâre, insanı kötülüğe sevk eden içsel eğilim olarak tanımlanır (Yûsuf, 53). Şiirin merkez cümlesi olan “Kıyılan biz, kıyan biziz” ifadesi, tasavvufun en temel öğretisini yansıtır: Zulüm, önce insanın kendi içinde başlar. Sûfî bakışta düşman dışarıda değil, dizginlenmemiş nefistedir. İnsan, hem mazlum hem zalim olabilecek potansiyele sahiptir.
3. İnsanlık Tarihinin İlk Cinayeti: Habil ve Kabil
Habil’in canını kim aldı!
Bu soru, cevabı bilinen fakat her çağda yeniden sorulması gereken bir sorudur. Tasavvufî yorumda Habil, saf niyeti ve teslimiyeti; Kabil ise kıskançlığı ve benliği temsil eder. Şiir, bu olayın tarihsel değil, süreklilik arz eden ontolojik bir hakikat olduğunu ima eder: Kabil ölmemiştir; her çağda başka suretlerde yaşamaktadır.
4. İktidar, Dünya ve Ehl-i Beyt Kırılması
İlk dördün üçüne kıyıldı.
Dünya için iman satıldı.
Ehl-i Beyt siyaseten kırıldı.
Bu dizeler, İslam tarihindeki kırılma anlarına tasavvufî bir ağıt niteliğindedir. Dünya sevgisi (hubbu’d-dünya), sûfîlerce “bütün hataların başı” olarak tanımlanır. Şiir, iman ile iktidar arasındaki gerilimi; hakikatin, siyasî hesaplara kurban edilmesini eleştirir. Ehl-i Beyt’e yapılan zulüm, sadece tarihsel bir trajedi değil, adaletin iktidara yenilmesinin sembolüdür.
5. Kerbelâ ve Zamanlar Üstü Yezid Tipolojisi
Kerbela’nın nicesi anda.
Asrın Yezidleri iktidarda.
Tasavvufî düşüncede Kerbelâ, belirli bir mekân ve zamanla sınırlı değildir. Kerbelâ, hak ile zulmün her karşılaşmasında yeniden yaşanır. “Asrın Yezidleri” ifadesi, zulmün şahıslarla değil zihniyetle ilgili olduğunu vurgular. Yezid, tarihsel bir figürden ziyade; vicdanı susturan iktidar arzusunun adıdır.
6. Lâmekânî Söylem ve İçsel Hesaplaşma
Lâmekani’nin nutkunda.
Kıyılan biz, kıyan biziz.
“Lâmekân”, tasavvufta zaman ve mekân kayıtlarından azade olma hâlidir. Şairin mahlasıyla kurduğu bu bağ, sözün belirli bir ideolojiye değil, evrensel bir irfan çizgisine ait olduğunu gösterir. Nutuk, vaaz değil; nefse yöneltilmiş bir itiraftır. Suçlama yoktur, yüzleşme vardır.
Sonuç
Kıyılan Biz ve Kıyan Biziz, tasavvufun özlü bir muhasebe metni olarak okunabilir. Şiir, insanı tarih, siyaset ve din üzerinden aklamaz; aksine sorumluluğu merkeze alır. Hakikat, başkasını yargılamakla değil, nefsini bilmekle başlar. Bu bağlamda şiir, okuru pasif bir yas tutucu değil; aktif bir ahlâk öznesi olmaya davet eder.
Tasavvufun diliyle söylemek gerekirse:
Zulüm aynası tutulduğunda görünen yüz, çoğu zaman kendi yüzümüzdür.
KIYILAN BİZ VE KIYAN BİZİZ
Hakk birdir kitap hak.
Vicdansız amele bak.
Nefs-i emmareye uyarak.
Kıyılan biz, kıyan biziz.
Alemin eşref-i mahlukatı.
Ademin nesline nasihatı.
Habil’in canını kim aldı!
Kıyılan biz, kıyan biziz.
İlk dördün üçüne kıyıldı.
Dünya için iman satıldı.
Ehl-i Beyt siyaseten kırıldı.
Kıyılan biz, kıyan biziz.
Kerbela’nın nicesi anda.
Asrın Yezidleri iktidarda.
Lâmekani’nin nutkunda.
Kıyılan biz, kıyan biziz.
Şiir: Veysel ŞAHİN (Lâmekani)


























