“Yalan, bütün kötülüklerin anasıdır.” (Hz. Muhammed)
Yalan tüm öğretilerde, ahlaki değer yargılarında ve dini söylemlerde de reddedilen bir unsurdur. Yalan, ruhun yalnızlık korkularından kaçışıdır. Yalan, gururun arkasına sığınan suç gölgesidir. Yalan sorunsalı ihanetin, kaçışın, nefretin ve kendisini veya herhangi bir şeyi farklı gösterme endişesinin ta kendisidir. İnsanın yalan söylemesi, var olan durumlarından bir kaçış ve arınışın en kimliksiz halidir.

İnsanın her sözünde yalana başvuruyor olması kendi gerçekleriyle yüzleşmekten korkuyor olmasıdır.
Yalan ile ilgili toplumlarda yazılmış ve çizilmiş sayısız özdeyişe, atasözüne ve özlü sözlere rastlamamız pek mümkündür. Musevilik inancının temeli ve en kutsalı olarak da görülen “On Emir”de “yalan söylemeyeceksin” denilerek yalan söyleme yasaklanmış ve diğer dinlerde de büyük günahlardan sayılmıştır.
İslam peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.), “Şaka da olsa yalan söylemeyiniz.” diyerek yalan söylemenin kaçınılması gereken davranış olduğunu bizlere anlatmaktadır.
Yalan söylemek kötü bir alışkan sorunsalıdır. En yalın şekliyle yakışıksız, çirkin ve rezil davranış hallerinin de ana kaynağıdır. Yalan güvensizliğin ve samimiyetsizliğin de birincil kaynağıdır. Bir insan çok kolay yalan söyleyebiliyorsa başka birilerine çok rahat ihanet de edebilir, başkalarının dedikodusunu da çok rahat yapabilir.
Beyazından, kuyruklusuna her türlüsünden uzak durulmalı ve yalana başvurmadan yaşamaya özen göstermeli insan.

Hayatlarımızda ilkeli duruş ve yaşayışı sergilersek yalanla olan bağlarımızı da koparmış oluruz.
Yalandan dolayı yüreklerin dağlanmadığı, güven bunalımlarının yaşanmadığı, yalandan ötürü yuvaların dağılmadığı, yalanların ağızlarda yuva yapmadığı, dostlukların koparılmadığı doğrunun ve güzelin yaşamımızda ışık olduğu yaşanılası güzelliklere, dürüstlük ve samimiyetle kalın…


























