ZENGİNLİK

0
2

Akşamüstüydü. Şehrin en kalabalık caddesinin kenarında, eski bir çay ocağının önünde iki gariban oturuyordu. Biri, vitrinlere baka baka iç geçirdi. Camların ardında parlayan elbiseler, ışıl ışıl telefonlar, elinde torbalarla geçen insanlar… Hepsi başka bir âlemin insanları gibiydi.

Bir süre sessiz kaldı, sonra dayanamayıp konuştu:
“Geçenlerde hali vakti yerinde birini gördüm. Ne istediyse aldı, hiç düşünmeden… Sanki dünya onun için kurulmuş gibiydi. Ne kadar zengin insan, dedim. Varlıklı olmanın hali de başka oluyor doğrusu.”

Diğeri çayından bir yudum aldı. Gözlerini kalabalıktan çekip, karşı duvara asılı solmuş bir takvime dikti. Yüzünde ne haset vardı ne de hayıflanma; sadece derin bir dinginlik. Hafifçe gülümsedi:
“Belki de biz başka bir yerden bakıyoruz,” dedi. “Onun serveti cebinde, bizimki içimizde.”

Arkadaşı şaşkınlıkla döndü:
“Nasıl yani? Bizim neyimiz var ki?”

“Bizim umutlarımız var,” dedi diğeri. “Düşlerimizde büyüttüğümüz evlatlarımız… Henüz doğmamış ama bizi hayatta tutan yarınlarımız. Sabah kalkmamıza sebep olan, bugün katlanmamızı sağlayan şeyler. Para bitince insan durur; umut bitince insan çöker.”

Bir an sustu, sanki kendi sözlerini tartıyordu. Sonra yavaşça ekledi:
“İnsan, sahip olduklarının çokluğuyla değil, kalbinde taşıdıklarının ağırlığıyla ölçülür. Umudu kadar varlıklıdır insan. Yüreğindeki kibir azlığı kadar da zengindir. Kibri olanın kasası dolu olabilir ama gönlü dardır. Gönlü geniş olanın ise cebine bakılmaz; çünkü onun serveti eksilmez.”

Kalabalık akıp gidiyordu. Işıklar yanıyor, vitrinler daha da parlıyordu. Ama iki garibanın oturduğu çay ocağında başka bir aydınlık vardı; parayla alınmayan, kaybolmayan bir aydınlık… İçten, sessiz ve derin.

O an, zengin olanın kim olduğu belli değildi.
Ama yoksul olanın kim olmadığı çok açıktı…

Bir Lâmekani Eseridir.

Tarihçi-Yazar
Veysel Şahin (Lâmekani)